Soru Bankasi

Kültür-Sanat / Bugün hangi kitaptan kaç sayfa okudunuz? Okuduğunuz kitaptan bir bölüm/anekdot paylaşır mısınız?



  • ...
    Bir şey yer misin, Mikhail? diye sordu Ribin’e.

    Teşekkür ederim, Ana! Yedim de geldim... Demek ki,
    Pavel, yaşamın gidişi hiç de hoş değil, ha?

    Yo! İyi gidiyor. Baksanıza, sizi açıkyüreklilikle evime
    getirdi işte. Bizleri birleştiriyor yavaş yavaş. Gün gelecek,
    ömrü boyunca çalışan bizleri, hepimizi birleştirecek! Adaletsizdir, zordur bizim için ama gözümüzü açan da odur. Acı anlamını da ondan öğreniyoruz. Yaşamın akışını nasıl hızlandıracağımızı da gösteren yine yaşamın ta kendisidir.

    Ribin Pavel’in sözünü kesti:
    Doğrudur! İnsanı yenilemek gerek. İnsan uyuz olmuşsa
    hamama götürür, yıkar, temiz üstbaş giydirirsin iyileşir, değil mi? Ama, insanın içini nasıl temizlersin? İşte sorun bu!

    Maksim Gorki, Ana



  • Beklersem gelmez ki,
    beklemesem gelir mi?
    Umut vardır.
    Beklemediğim zaman umut vardır. Sait Faik Abasıyanık



  • Bana şiiri sevdirendir Cahit Zarifoğlu. Bir şiirini paylaşmak isterim müsadenizle..

    Anılar defterinde gül yaprağı
    Gibi unutuldum kurudum
    Başıma düşmüş sevda ağı
    Bir başıma tenhalarda kahroldum
    Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
    Kimbilir hangi iklimdesin, ben
    Sensiz bu sessizlikle
    Deli gibiyim sensiz
    Bu sessizlikle

    Ayrılıkla başım belada
    Gözlerini çevir gözlerime
    Yoksa sensiz bu sessizlikle
    Deliler gibiyim
    Sensiz bu sessizlikle

    Cahit ZARİFOĞLU



  • "Sana gelen çiçekler beni çok üzdü. Üzüntüden ne çiçeği olduklarını okuyamadım bile. Üstelik şimdi onlar senin odanda duruyor. Eğer ben dolap olsaydım, güpegündüz kendimi iterek odadan çıkardım. En azından çiçekler solana kadar koridorda dururdum. "

    Franz Kafka



  • “..kanatlarıyla havayı yararken devamlı havanın direncinden şikayet eden ve boşlukta çok daha iyi uçabileceğini zanneden kant'ın güvercini gibiydi ; halbuki tam aksine kuşu destekleyerek havada süzülmesini sağlayan o ters rüzgarların gücüydü. “ j.c.grange - kongo’ya ağıt




  • Ve birden bakışlarım bir şeye takılıp kaldı. Paltolardan birinin yan cebinin biraz şişmiş olduğunu keşfetmiştim. Yaklaştım ve kabarıklığın dikdörtgen biçiminden, bu biraz şişmiş cebin içinde ne olduğunu anladım: Bir kitap! Dizlerim titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın art arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynine alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu. Gözlerim bu kitabın cepte oluşturduğu kabarıklığa hiç kıpırdamadan bakıyordu, sanki paltonun orasını yakıp bir delik açmak istercesine ışıldıyorlardı o içi görünmeyen yere doğru. Kendimi daha fazla tutamadım; elimde olmadan yaklaştım. En azından kumaşın üzerinden ellerimle bir kitaba dokunabilmek düşüncesi bile, parmaklarımdaki sinirleri tırnaklarıma kadar uyuşturdu. Neredeyse farkında olmadan giderek yaklaşıyordum. Neyse ki gardiyan…

    Bu oyunlar oyununun yarattığı tinsel durum üzerine ne dereceye kadar kafa yorduğunuzu bilmiyorum. Ama rastlantıdan tümüyle kopmuş bir düşünce oyunu olan satrançta, kendine karşı oynamak istemenin mantıksal açıdan bir saçmalık olduğunu anlamak için fazla düşünmeye gerek yok sanırım. Satrancın çekiciliği temelde bir tek şeyden kaynaklanır: Stratejisinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden. Bu tinsel savaşta siyah, beyazın o an hangi manevrayı yapacağını bilemez ve sürekli tahminler yürütmeye ve çıkış yolları bulmaya çalışır, öte yandan beyaz da siyahın hain amaçlarını anlamaya ve baltalamaya uğraşır. Siyah ve beyazı aynı kişi oynarsa, tutarsız bir durum ortaya çıkar, aynı beyin bir yandan bir şeyi bilmek, öte yandan bilmemek durumundadır, beyaz olarak oynarken bir dakika önce siyah olarak istediği ve amaçladığı şeyleri kafasından silip atabilmelidir. Böyle bir ikili düşünme, bilincin tümüyle bölünmesini gerektirir aslında, beyin işlevinin mekanik bir alette olduğu gibi istendiği an açılıp kapanmasını ister; yani satrançta kendine karşı oynamak, kendi gölgenin üstünden atlamak gibi bir çelişkidir.

    Stefan Zweig, Satranç



  • ...

    'Görülmeye değer hiçbir şeyin olmadığı bir görüntü bolluğu.'

    -Baudrillard

    Fotoğrafların çoğaldığı, anlamların azaldığı, konuşmaların arttığı, sessizliğin değerini yitirdiği bir dönem. Görülmeye değer anıların yerini, teknolojiye bağımlı olmuş kültürün aldığı bir yüzyıl. Amacı olmadan konuşanların, kare görsellere yüzlerini sebepsizce sığdıranların, ne yaptığının farkında olmayan binlercesi, belki de milyonlarcası.

    Yansıttıklarımız çok, 'yansıtmamız gerekenler' az. Anlamamız gerekenler çok, anlamadan yaptıklarımız çok.

    Sükûtun ve anlamın değerini kaybettiği, nesnelerin sebepsizce önem kazandığı dönem.

    Ne kaldı konuşulmayan,
    görülmeye değer ne kaldı?
    İnsan karmaşada kendini kaybetti...
    Hiçlik kaldı geriye.

    Özgür Bacaksız/Bazı Yollar Yalnız Yürünür



  • "...
    Mutlulukları sindirmek, acıları sağaltmak için pişmek, yanmak, sönmek, ılımak, soğumak için, sezmek için, yapabilmek için, görebilmek için, olmak için vakit gerek, teslim olmak, zamana güvenmek gerek.
    Zaman, adaçayı, kedi ve zeytin bilir bunu.
    Beşer bilmez.
    Ama zaman, adaçayı, kedi ve zeytin, insanın çilesine şifa olmak için, onun etrafını sarıp sarmalamak, ellerinden tutup gözlerinden öpmek ve onun 'daha geniş toprağı' olmak için elinden geleni yapar.
    Kalbiyle dinleyenler duyar bunu.
    Ve o zaman saksılarından çıkar, zamana, kedilere, ağaçlara, kedilere, ağaçlara, dünyaya güvenir yaşarlar."
    Maksat yeşillik olsun-OT



  • Beklersem gelmez ki,
    beklemesem gelir mi?
    Umut vardır.
    Beklemediğim zaman umut vardır.

    Sait Faik Abasıyanık



  • Hüseyin Nihal Atsız'ın Ruh Adam adlı kitabından bir dörtlük-Mutlak Seveceksin

    Ram ol bana,ruhun yeni bir aleme girsin...
    Yazmış kaderin:Aşkıma ömrünce esirsin!
    Aklınla,şuurunla,hayalinle bilirsin.
    Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...



  • "Tecrübe eşlik ediyor sonunda bize
    Sivri dilli bir yol arkadşı olarak
    Kendinden menkul hiçbir Hakikat'e artık
    Tanımayacak Fırsat"
    Emily Dickinson



  • Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var bu aralar. Bana biraz bahar gerekiyor. Çok üşüdüm...



  • Ya aşkım duydum ki pink floyd yeni kaset çıkarmış. Gittim hemen aldım. Süper birşey ya... Progressive rock'ın taçsız kralı canım bunlar dedim. Dememle de ilişkimiz orada bitti. Vay efenim ben nerden bileyim Pink floyd'un yıllar önce dağıldığını, ben nerden bileydim artık müzik yapmadığını?
    Ayrıldık. En azından kafam rahat şimdi. Birazdan yusuf gelecek. Çay koyup Kurtlar Vadisi seyredeceğiz.

    Umut Sarıkaya-Benim de Söyleyeceklerim Var



  • Julie:
    -Hayır efendim, dedi. Toplum yasaları yüreğimin üzerine öyle ağır basıyor, beni öyle kırıp döküyor ki, göğe yükselemiyorum. sf.103
    Otuzunda Kadın- Balzac



  • Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi.
    Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

    Şeker Portakalı, José Mauro De Vasconcelos
    Sayfa 169 🍭🍊



  • @Hayatım-Sınav, içinde söyledi: Kültür-Sanat / Bugün hangi kitaptan kaç sayfa okudunuz? Okuduğunuz kitaptan bir bölüm/anekdot paylaşır mısınız?

    Julie:
    -Hayır efendim, dedi. Toplum yasaları yüreğimin üzerine öyle ağır basıyor, beni öyle kırıp döküyor ki, göğe yükselemiyorum. sf.103
    Otuzunda Kadın- Balzac

    +Gene de, yasalar dünyanın kuralları kadar amansız değil belki. Ah! Dünya!
    Otuzunda Kadın- Balzac sf.103

    Not: 'Gene' kelimesinin kullanımı dil bilgisi kurallarına aykırı. Eski çeviri olmasından ötürü olsa gerek yer verilmiş.


Log in to reply
 

Baskent Kariyer