Motivasyon



  • Merhaba arkadaşlar.
    İletilere baktığımda üyelerde hep bir umutsuzluk,çaresizlik ve pesimistlik görüyorum.Bu olumsuz düşünceler hem kişi için hem toplum için kanser gibidir.Bu şekilde inanmaya,düşünmeye devam edildikçe büyür,yayıldıkça yayılır.Ders başına oturduğumuzda,işe gittiğimizde,zor dönemlerden geçtiğimizde aklımıza sürekli bu olumsuzlar meşgul etmeye başlar ve iyi şeylere olan inancımız zayıflar.
    Olumlu düşüncede aynı şekilde çalışır fakat tam tersi etkiyle.Kötü şeyler yaşasak bile bunlardan ders çıkartmamızı sağlar.Nasıl ki biri yüzümüze gülümsediğinde gülümsüyoruz.Pozitif düşünmekte bu şekilde sirayet eder.Çevremiz de güzelleşir. Hz. Mevlana'nın da dediği gibi ''Güzel bakan güzel görür, güzel gören ,güzel düşünür, güzel düşünen hayattan lezzet alır''
    Bu başlıkta gelin güzel hikayelerimizi paylaşalım.Bu sınav temposundan geçmiş arkadaşlar,güzel bir işi olsa da daha iyisi için daha çok çalışanlar,bu temponun içinde olanlar...Birbirimizi güzel yaşanmışlıklarımızı anlatarak ya da bizi motive eden şeylerden bahsederek ayakta tutalım.
    Çok sevdiğim ,ara ara okuduğum. bir hikayeyle ilk paylaşımı yapmış olayım.
    Sihirli Hikaye



  • Vaktiniz olursa bu konuşmaları dinleyin.
    The optimism bias
    The case for optimism



  • @onuktekin, içinde söyledi: Motivasyon

    Vaktiniz olursa bu konuşmaları dinleyin.
    The optimism bias
    The case for optimism

    Altyazıyı videonun sağ altındaki balondan değiştirebilirsniz.



  • Bu konuda güzel hikayeler paylaşırdık bir zamanlar onları da atalım bir ara ☺



  • @onuktekin Üstad benim güzel hikayem yok yalnız. :) Ama olsun umutlarım var. :) güzel başlık. Takipçisi olacağım belki ilerleyen zamanlarda sizlerle paylasmaya deger güzel birşeyler yaşarım ve paylaşırım. :)



  • @baymayanbayan Güzel düşüncelerinizi, umutlarınızı da paylasabilirsiniz :) İçimizdeki umutları canlandırır, güçlendirir :)



  • @antimülakat Güzel olur :)



  • Ne olmuş yani büyük adam olamadıysak..
    Hayallerimizi de satmadık ya.. (😏)



  • Ahmet Şerif İzgören- Olumsuz Düşüncelerden Kurtulun (Avucunuzdaki kelebek konuşmasından)
    https://youtu.be/0LcBvgT6WrY



  • Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim.
    Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir.
    İşte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir.
    -Jacob Rııs



  • Bir film,dizi,kitap,hikaye,şarkı ya da söz insanın hayatını değiştiremez ama insanı silkeleyerek kendine getirebilir. Herkese iyi geceler; izleyenlere mutlu,huzurlu rüyalar diliyorum :)
    Barış Özcan
    https://youtu.be/RHOg3FA9UwU



  • Yarı uyanık, yarı uykulu kalktığı yatağından, yine yeni bir güne çaresiz başlamanın burukluğunu hissederek merhaba dedi. Karnından gelen acı uğultu, günlerdir boğazından doğru düzgün bir lokma geçmediğinin işaretiydi. Gerçi ne zaman yemek yemeyi düşünse mide bulantılarıyla sofradan apar topar kalkıyor ve bir daha da aynı iştahla oturamıyordu. Önceleri ayda bir görülen baş ağrısı, iyiden iyiye artmaya başlamış günün herhangi bir saatinde başlayan artçı şok, etkisini bir kaç saatte dayanılmaz bir seviyeye çıkarır olmuştu.

    Kendisini odasına kapatıp, kimseye kapısını açmak istemeyişi annesini uzun zamandır tedirgin ediyordu. Oysa, anne kız eskiden ne kadar güzel vakit geçirirlerdi. Pazara birlikte gider, akşam yemeğini birlikte hazırlar ve hiç umursamadan kendilerini saatlerce dizilere kaptırırdı. Günün birinde söz vermişti annesine, ilk maaşıyla onu en afili restauranta götürecek, oradan da güzel bir Türk kahvesi içmeye.

    Aklına her gün annesine verdiği bu söz geliyor ve iliklerine kadar işleyen çaresizlik yüzünden her sabah yeniden uyuklamaya çalışıyordu. Sanki geceleri kabuslarla uyanmaktan güzel bir uyku uyuyormuş gibi bir de tamamen kötü düşüncelere hapsolduğu uyku seansları, iyiden iyiye davranış bozukluklarına neden olmuştu.

    Epey süredir en yakın arkadaşlarıyla bile buluşmaktan kaçıyor, akraba ziyaretlerini annesinin zoruyla yapıyordu. Sanki derin, karanlık ve esrarengiz bir düşünce onun, bütün kontrolünü eline geçirmiş ve onda isteksiz bir ruh hali yaratmıştı. Ne zaman bu ruh halinden sıyrılmaya çalışsa yeterli gücü kendinde bulamıyor ve her yaptığı hamlenin sonunda bu dehlizden çıkma umudunu iyiden iyiye yitiriyordu.

    Mezun olalı 3 sene olmuş ve bu zaman diliminde onca kursa gitmesine rağmen netice hep hüsran olmuştu. Sorunu hep sistemde buluyor ve sistemden kazanarak çıkanların ellerinin gücünden dem vuruyordu. Gerçi son zamanlarda bir işe giren, evlenen hatta çoluk çocuğa karışan arkadaşlarını bile görmez, duymaz ve hatta umursamaz olmuştu. Yaşadığı bu illet süreç onun bütün hayat damarlarını aşındırmış, sadece kendi kurtuluşunun ümidini taşımasına anca yetebiliyordu.
    Sonra birden günün tarihi geldi aklına. Yeni sınava 2 aydan daha az bir sürenin kaldığını fark etti. Açlıktan doğrulacak dermanı yoktu. Yine de bir kaç nefeslik gayretiyle bilgisayarını açtı, başvuru formunu kontrol etti. Her sene aynı süreç yine iyi bir şey olacağı yok işte, boş yere para yatıyoruz diye aklından geçirdi. Sonra birden neden bu hala geldiğini düşünmeye başladı, onu bu hale getiren gerçekten sistemin acımasız çarkları mıydı? Eğer öyle olsa kendisinden çok daha yetersiz gördüğü arkadaşları istedikleri işleri elde edebilirler miydi?

    Biraz daha düşündükten sonra, bunların hepsi benim hatam diye serzenişte bulundu. Bir ara yine ümitsizlik içinde yatağına baktı, kafasında şimşekler çakıyor, kaçmak için fırsat kolluyordu. Yatağına girip bu düşüncelerden kurtulacağını düşünmek her günkü ruh halinin tekrarıydı. Oysa bu sefer kendi kendine bunu yapmamalıyım dedi, kalkıp kendini ılık bir duşun altına attı. Ne zaman karanlık üstüne gelse bu sefer olmaz diyerek, elinin tersiyle itmeye başladı.

    Ocağa misafir için alınan porselen çaydanlıkla, çay suyu koydu, kendisine afili, en renkli kahvaltı tabaklarıyla güzel mi güzel bir kahvaltı hazırladı. Annesini de uyandırmayı ihmal etmedi. Tıpkı eski günlerdeki gibi başlamalıyım diye söz verdi kendisine, öncelikle epey zamandır üzdüğü anacığının gönlünü alarak işe koyulmalıydı. Öyle de yaptı. Hayatının kırılma noktası işte tam da bugün oldu.

    Önceleri çok zorlandı, sıkıldı, yeniden yılgınlığa düştü, çalıştıkları saçma geldi, çok yoğun ve fazla geldi ama olmaz dedi. Ben yeniden o karanlığa dönemem. Sürenin az kalmasını önemsemedi, her şeyi günü gününe planlarsa geçmiş birikimlerini de işin içine katıp iyi kötü puanlar alabilirdi. Planladığı hiçbir şeyi aksatmadı, üzerinden gitmeyen karanlığı bir kaç hafta sonra çoktan uzaklaştırmış, yanına bile gelmesine müsaade etmez olmuştu. Her gün daha bir ümitle ve azimle güne başlıyor ve her hafta düzenli olarak yaptığı denemelerde bunun karşılığını alıyordu. Yılgınlığa düşmeden geçen 50 günün sonunda sınav günü geldi çattı. Kazasız belasız atlattığı sınavın sonucunu beklemeye koyuldu.

    Ve aldığı netice mutluluğuna mutluluk kattı, belki çok büyük kariyer vaat eden kurumlara girebilecek puanı alamasa da, atanma garantisi olan bir puanı elde etmişti. Hem atanamayacak bile olsa düzenli ve sıkı çalıştığında neleri başarabileceğini hissetmesi her şeyden önemliydi.
    Kendisine bir söz daha vererek bir kaç hafta dinlendikten sonra yeni bir planla çok daha iyi bir çalışma sergileyebileceğini düşündü ve söylediği gibi de yaptı. Puanlar açıklandıktan 4 ay sonra yaptığı merkezi alım tercihiyle bir kamu kurumuna girmeye hak kazandı. Mutluluktan dünyalar onun ve annesinin olmuştu.

    Aradan geçen bir ayın sonunda da belki bir çokları için çok basit görünen ama onun için dünyalara değer sözünü gerçekleştirdi. Aldığı ilk maaşla biricik annesini en afili restauranta götürdü. Kahvenin üstüne birde, evdeki herkese hediyeler aldı. Dünyalar onun olmuştu, üzerinden kalkan yükün, bir boğanın bir insanın üzerinden kalkması kadar hafifletici olduğunu hissedebiliyordu.
    Ama hiç kendini rahatlığa kaptırmadı ve kendisine hep yeni hedefler belirleyip, yeni hayaller kurdu ve hiçbir zaman plansız hareket etmedi, geçen 1,5 yılın ardından hayalini kurduğu kariyer mesleğin mülakatını da geçerek, küçücük ve sıkışmış hayatında, kocaman bir mutluluk yarattı. Buradan bizde onun yanından ayrılıp yeni hayallerin umudu olmaya söz verdik. Onun içinde kocaman bir ekip olarak karşınızdayız.

    Kıssadan hisse : Güzel kardeşlerim bugün ümitsizlik, çaresizlik günü değil, bugün var gücünüzle gayret etme, planlama ve daha fazla çalışma günü. Elinizden gelenin fazlasını yapın, puanları kaptığınız gibi gelin buraya, burada buluşalım, bakın bu kardeşleriniz size neler anlatacak ve kariyerinize giden yolda işinizi ne kadar kolaylaştıracak, şimdiden sözünü veriyoruz.

    Unutmadan tekrar edelim : Herkese ve her şeye rağmen TERCİHİNİ YAP! mak senin elinde.



  • Çay kahve arası verdiğinizde bir göz atın. Herkese iyi çalışmalar.
    Köprüyü yavaş geçenler



  • Tali Sharot:The Optimism Bias
    ……….
    Bu yüzden yapmak isteyeceğimiz şey, kendimizi iyimserliğin tehlikelerinden korumak, ama aynı zamanda umutlu olmak ve iyimserliğin meyvelerinden yararlanmak. İnanıyorum ki bunu yapabilmemiz mümkün. Bunun anahtarı bilgi. Eğilimlerimizi tam olarak anlamış olarak doğmuyoruz. Bunları bilimsel araştırmalarla anlayabiliriz. Ama iyimserlik eğiliminin farkına varmak yanılsamayı ortadan kaldırmıyor. Görsel yanılsamalar gibi bunların farkına varmak onları ortadan kaldırmıyor. Bunun sayesinde kendimizi gerçekçi olmayan iyimserlikten koruyacak planlar ve kurallar yaratabiliriz ve aynı zamanda umudumuzu koruyabiliriz.
    Bence bu karikatür bunu oldukça hoş anlatıyor. Çünkü yukarıdaki uçabileceğine inanmayan penguenlerdenseniz, hiçbir zaman uçamayacaksınız. Çünkü herhangi bir ilerleme kaydetmek için, farklı bir gerçekliği hayal etmemiz ve bu gerçekliğin olabileceğine inanmamız gerekiyor. Ama koru körüne atlayıp her şeyin iyi olacağını düşünenen çok iyimser bir penguenseniz, yere vardığınızda kendinizi param parça görebilirsiniz. Ama uçabileceğine inanan iyimser bir penguenseniz ve her şeyin planladığınız gibi olmayabileceği olasılığına karşılık bir paraşüt takarsanız, sadece bir penguen olmanıza rağmen, havada bir kartal gibi süzülürsünüz.
    Konuşmanın Tamamı:Tali Sharot,The Optimism Bias



  • Başka bir sayfada yazdığım yazı vardı, linkini alamadım, beceremedim yani. O yüzden aynen kopyalıyorum. Erkekler için ne anlam ifade eder bu yazı bilemiyorum ama forumda ders çalışmamak adına bahane arkasına sığınan kız öğrenci görmek istemiyorum o yüzden son kez bu yazıyı paylaşma gereği duydum.

    Üniversite okumasına izin verilmeyen biriydim. Aileyle okuma mücadelesi verirken sağlığımı kaybettim. 45 kiloya düştüm, 24 saat uyanık geziyordum. Her hafta kilo veriyordum. Yemek kokusunda kusuyordum.
    Bir yıl psikolojik tedavi gördüm. 600 mg'a yakın antidepresan kullanımı demekti bu. Uyumam, uyanmam, yemek yemem, konuşmam hepsi için ayrı ilaç verilmişti. Çünkü hiçbirini ilaçsız kendi başıma başaramıyordum.
    Doktora 'üniversiteyi kazanmam gerek' dedim. 'İmkansız bu halde' dedi. Kendi kendime çalışmaya çalıştım. Başka öğrencilere bakıyordum ailesi çalışmasını teşvik ediyordu. Benim babam ben ders çalışırken kitaplarımı kapatıyordu, çalışmayayım diye. İş verip masadan kaldırıyordu beni. * hatta en sonki tartışmamızda kriz geçirmiştim, sağ kolumda titreme oluşmuştu bir yıl geçmedi. (Şu an geçti)
    Böyle bir ortamda ilaçlara bağlı yaşayarak imkansız denilen üniversiteyi kazandım. Okumama izin verilmediği takdirde evden kaçacağımı söyledim. Her şeyi ayarlamıştım zaten sonuç ne olursa olsun evden kaçacaktım. Dediğim her şeyi yaptığımı bildikleri için o noktada pes ettiler. Evden kaçmamam için okumama izin verdiler. En başından beri istanbul'da okuma hayalim vardı, onunla da hep dalga geçtiler "geçemezsin, yapamazsın, çok zor" diye.
    Ama ertesi yıl İstanbul'da iyi bir üniversiteye yatay geçiş yaptım. Yatay geçişte öğrenci işleri kaydımı yapmamak için bahane üretti sürekli, sinirlerimi bozdular. Öğrenci işleri şefi kan kusturdu bana. Araya başka birini almaya çalıştılar. Rektörlüğe kadar çıktım, yıktım ortalığı. Sinir krizi geçirdim. Daire başkanlığı girdi araya olay büyüdü ama onlar benim hakkımı korudular. Kayıt olabildim.
    Herkes 10 ders alırken ben 20'ye yakın ders aldım o yıl. Ertesi sene çift ana dala başvurdum. Her iki bölümü de dereceyle bitirdim. Mezuniyete babam geldi, plaket alırken beni izledi. Ne hissetti bilemiyorum ama ben çok gururluydum. Üstüne 2016'da kpss'ye girdim. Kpss sonuçları açıklanmadan en büyük isteğim vmy olmaktı. Sonuçlar açıklanınca herkes o puana sana vmy gelmez deyince vmy'nin peşini bıraktım. Sınava da öylesine başvurdum zaten kaç puanla kapattığına bile bakmamıştım. Arkadaş bakıp haber verdi akşam 'aa hak kazanmışsın' diye. Bir hafta eski sorulara göz atıp girdim sınava. Yazılıyı kazandım. Sözlü ne olur bilemiyorum. Kpss'de 5. 6.yılı olanlar kadar eğitim sürecinde verdiğim bir emek var. Çok yorulmuş hissediyorum kendimi, bitmiş ve tükenmiş. Okudun da ne oldu cümlesine maruz kalmamak için atanmak istiyorum şu an, deli gibi ihtiyacım var buna.

    O anki psikoloji ile foruma yazdığım yazı buydu. Şu an gelir uzman yardımcısı olarak atandım. Kafam bi' nebze rahatladı.
    Allah verdiğimiz emekleri karşılıksız çıkarmasın.
    Bu süreç çok çetin bir süreç. En yakınınızdakini bile karşınızda bulabiliyorsunuz. Ben, guyu kazandığım ilk gün ailemden biri bana "maaşın da azmış ben bi' en az 5000 alırsın sanıyordum" diyerek burun kıvırdı. Kpss sürecinde de destek olmamıştı.
    Ama emeği biliyorum, emeğimi biliyorum, emeğin ne demek olduğunu biliyorum, noktası virgülüne kadar hem de.
    Sizi bu süreçte eşiniz dostunuz komşunuz bir yana aileniz bile yıkmaya çalışabiliyor. Hayat tam olarak böyle bir şey. Herkese karşı dik durmak, istikrarı korumak gerekiyor. Ve en önemlisi bahane bulmaya çalışmamak.
    Bahane bulsam mis gibi bahanem vardı soranlara "babam okutmadı" der, çıkardım işin içinden. Forumda da görüyorum, facebook'ta öyle ne bahaneler var, aman yarabbi!
    "Arkadaşlar dersin başına oturunca beş dakika sonra uykum geliyor, çalışamıyorum"
    Bahaneni yesinler bacım. Yarın bir gün evlenip iki çocukla baba evine dönmek zorunda kalırsan dertten hiç uyumamayı öğrenirsin ama geç olur. Ben en uç örneğini verdim, umarım ki bu duruma düşmezsiniz. Umarım ki okursunuz da sırf parası var diye bir adama itaat etmeye mecbur kalmazsınız.



  • Youtube da moticasyon müzikleri paylaşan kanallar var. Bazıları çalışma azmini olumlu etkiliyor.



  • @alanyetersiz2, içinde söyledi: Motivasyon

    Başka bir sayfada yazdığım yazı vardı, linkini alamadım, beceremedim yani. O yüzden aynen kopyalıyorum. Erkekler için ne anlam ifade eder bu yazı bilemiyorum ama forumda ders çalışmamak adına bahane arkasına sığınan kız öğrenci görmek istemiyorum o yüzden son kez bu yazıyı paylaşma gereği duydum.

    Üniversite okumasına izin verilmeyen biriydim. Aileyle okuma mücadelesi verirken sağlığımı kaybettim. 45 kiloya düştüm, 24 saat uyanık geziyordum. Her hafta kilo veriyordum. Yemek kokusunda kusuyordum.
    Bir yıl psikolojik tedavi gördüm. 600 mg'a yakın antidepresan kullanımı demekti bu. Uyumam, uyanmam, yemek yemem, konuşmam hepsi için ayrı ilaç verilmişti. Çünkü hiçbirini ilaçsız kendi başıma başaramıyordum.
    Doktora 'üniversiteyi kazanmam gerek' dedim. 'İmkansız bu halde' dedi. Kendi kendime çalışmaya çalıştım. Başka öğrencilere bakıyordum ailesi çalışmasını teşvik ediyordu. Benim babam ben ders çalışırken kitaplarımı kapatıyordu, çalışmayayım diye. İş verip masadan kaldırıyordu beni. * hatta en sonki tartışmamızda kriz geçirmiştim, sağ kolumda titreme oluşmuştu bir yıl geçmedi. (Şu an geçti)
    Böyle bir ortamda ilaçlara bağlı yaşayarak imkansız denilen üniversiteyi kazandım. Okumama izin verilmediği takdirde evden kaçacağımı söyledim. Her şeyi ayarlamıştım zaten sonuç ne olursa olsun evden kaçacaktım. Dediğim her şeyi yaptığımı bildikleri için o noktada pes ettiler. Evden kaçmamam için okumama izin verdiler. En başından beri istanbul'da okuma hayalim vardı, onunla da hep dalga geçtiler "geçemezsin, yapamazsın, çok zor" diye.
    Ama ertesi yıl İstanbul'da iyi bir üniversiteye yatay geçiş yaptım. Yatay geçişte öğrenci işleri kaydımı yapmamak için bahane üretti sürekli, sinirlerimi bozdular. Öğrenci işleri şefi kan kusturdu bana. Araya başka birini almaya çalıştılar. Rektörlüğe kadar çıktım, yıktım ortalığı. Sinir krizi geçirdim. Daire başkanlığı girdi araya olay büyüdü ama onlar benim hakkımı korudular. Kayıt olabildim.
    Herkes 10 ders alırken ben 20'ye yakın ders aldım o yıl. Ertesi sene çift ana dala başvurdum. Her iki bölümü de dereceyle bitirdim. Mezuniyete babam geldi, plaket alırken beni izledi. Ne hissetti bilemiyorum ama ben çok gururluydum. Üstüne 2016'da kpss'ye girdim. Kpss sonuçları açıklanmadan en büyük isteğim vmy olmaktı. Sonuçlar açıklanınca herkes o puana sana vmy gelmez deyince vmy'nin peşini bıraktım. Sınava da öylesine başvurdum zaten kaç puanla kapattığına bile bakmamıştım. Arkadaş bakıp haber verdi akşam 'aa hak kazanmışsın' diye. Bir hafta eski sorulara göz atıp girdim sınava. Yazılıyı kazandım. Sözlü ne olur bilemiyorum. Kpss'de 5. 6.yılı olanlar kadar eğitim sürecinde verdiğim bir emek var. Çok yorulmuş hissediyorum kendimi, bitmiş ve tükenmiş. Okudun da ne oldu cümlesine maruz kalmamak için atanmak istiyorum şu an, deli gibi ihtiyacım var buna.

    O anki psikoloji ile foruma yazdığım yazı buydu. Şu an gelir uzman yardımcısı olarak atandım. Kafam bi' nebze rahatladı.
    Allah verdiğimiz emekleri karşılıksız çıkarmasın.
    Bu süreç çok çetin bir süreç. En yakınınızdakini bile karşınızda bulabiliyorsunuz. Ben, guyu kazandığım ilk gün ailemden biri bana "maaşın da azmış ben bi' en az 5000 alırsın sanıyordum" diyerek burun kıvırdı. Kpss sürecinde de destek olmamıştı.
    Ama emeği biliyorum, emeğimi biliyorum, emeğin ne demek olduğunu biliyorum, noktası virgülüne kadar hem de.
    Sizi bu süreçte eşiniz dostunuz komşunuz bir yana aileniz bile yıkmaya çalışabiliyor. Hayat tam olarak böyle bir şey. Herkese karşı dik durmak, istikrarı korumak gerekiyor. Ve en önemlisi bahane bulmaya çalışmamak.
    Bahane bulsam mis gibi bahanem vardı soranlara "babam okutmadı" der, çıkardım işin içinden. Forumda da görüyorum, facebook'ta öyle ne bahaneler var, aman yarabbi!
    "Arkadaşlar dersin başına oturunca beş dakika sonra uykum geliyor, çalışamıyorum"
    Bahaneni yesinler bacım. Yarın bir gün evlenip iki çocukla baba evine dönmek zorunda kalırsan dertten hiç uyumamayı öğrenirsin ama geç olur. Ben en uç örneğini verdim, umarım ki bu duruma düşmezsiniz. Umarım ki okursunuz da sırf parası var diye bir adama itaat etmeye mecbur kalmazsınız.

    Yazdığınızı okuduğumdan beri aklımdan çıkmıyor yaşadıklarınız. Sizin yaşadıklarınızı tam anlamıyla anlamam mümkün değil. Yaşadıklarınıza üzülsemde azminizle bu sorunların üstesinden gelmenize hakikaten çok sevindim.
    Bu günlerde ne zaman sıkılsam dersin başından kalkacak olsam bu yazdıklarınız geliyor aklıma. Kendi adıma çok teşekkür ederim.Bazen şımarıkca davrandığımı farkettim sayenizde.
    İnşallah hayal ettiğinizden daha hayırlısını,daha güzelini yaşatır Allah.🙏



  • @onuktekin teşekkür ederim allah güzel insanlarla karşılaştırsın her daim ve sağlıktan ayırmasın. Başarı sizinle olsun.



  • Barış Özcan-7 Çalışma Tekniği 🌴1 Harita
    "Bugünlerde sınavlardan boğulduğunu söyleyen pek çok kişiden mesaj almaya başladım. Ders çalışmaktan bunalanlar… Ne yaptıysam olmuyor diyenler… Sadece okulda değil hayatta da başarıya ulaşmak isteyenler… Oraya ulaşmak için nasıl bir yol takip etmek gerekir? Bunun cevabı bana gelen başka bir mesajda saklı. Aslında bana gelmedi bu mesaj, yıllar önce ben de aynı çaresizlikle bir sahilde dolaşırken onu kıyıya vurmuş bir şişenin içinde buldum. Bu şişenin. İçinden bir harita çıktı, bir de not: Aradığın hazine, çapraz dikili palmiyelerin dibinde! İşte bugün o hazineyi bulmak için yaptığım yolculuğu ve o yolculukta attığım 7 önemli adımı sizinle paylaşacağım. Yani başarı haritasını…

    Haritada da gördüğünüz gibi çapraz dikili palmiyeler bir adada. Oysa benim gündelik hayatım bir ana karada geçiyor. Burası benim yaşadığım yer. Kendimi güvende ve rahat hissettiğim mekan. Konfor alanım. Öncelikle buradan ayrılmam gerekiyordu. Bunun için de bir plan yapmalıydım. O adaya her gün kalkan bir gemi olduğunu duymuştum. Geminin kalkış zamanını öğrenerek işe başladım. Birinci adımım zamanımı planlamak olmuştu. Ertesi gün tam vaktinde, tan vaktinde gemiye atlayarak adaya ulaştım.

    Bir deniz fenerinin yakınında karaya ayak bastım. Adaya ulaşmıştım. Bundan sonraki bütün çalışmalarımı yapacağım yer burasıydı. Burası öyle bir mekandı ki, dış dünyaya ait dikkatimi dağıtacak hiçbir şey yoktu. Telefon çekmiyordu. Televizyon yoktu. Gürültüsüz sessiz sakin bir mekan. Anlayacağınız ikinci adımım çalışmalarımı yapacağım bu mekanın kendisiydi. Yanımda getirdiğim sırt çantasındaysa sadece yapmam gereken işlere ait şeyler vardı. Ödevlerim, hazırlanmam gereken sınavlara ait notların olduğu bir defter, kalem, kağıt gibi şeyler. Bir de ıssız bir adaya düşseydim yanıma alacağım 3 kitap.

    Adada yola koyulduktan hemen sonra karşıma oldukça tehlikeli gibi görünen bir engel çıktı. Düşündüm. Daha en başta en korkutucu olanla karşılaşmanın anlamı ne olabilir diye. Sonra anladım. Çantamda bir sürü iş, ödev getirmiştim. Bunlardan bir kısmını yapmak kolaydı. Bazılarını yapmaksa gözümü çok korkutuyordu. Eğer bu adaya gelmeseydim önce en kolaylarını hallederek işe başlardım. Ama karşıma çıkan işareti dikkate aldım ve üçüncü adımım yapmam gereken işlerden en zorunu seçmek oldu. En zorunu seçerek başlamak.

    Yoluma devam ederken bu zorlu konuyu nasıl çalışacağımı düşünmeye başladım. Daha önce YouTube’da sesli okumanın önemine dair bir video izlemiştim. Elimdeki kitabı sesli sesli okurken bir ormana geldim. Gözümü çevirdiğim her yerde bir ağaç vardı. Kaybolmamak için küçük kağıt parçaları hazırlayıp bunları ağaçların dibine bırakmaya karar verdim. Böylece geçtiğim yolu unutmayacaktım. Unutmamak. Çalışırken aradığım bir başka şey de bu değil miydi? Az önce sesli okuduğum kitaptan önemli kısımları unutmamak için bu küçük kağıt parçalarının üstüne yazmaya başladım. Anlayacağınız dördüncü adımım bu bilgi kartlarını hazırlamak oldu. Not tutarak çalışmak çok işime yaramıştı.

    Ormandan ayrıldıktan sonra karşıma küçük bir kamp çıktı. Buraya gelen başka insanlar da vardı demek ki… Onlar da tıpkı benim gibi kendi hedeflerine ulaşmak için çalışıyorlardı. Birlikte ne yapabiliriz diye düşündüm. Aklıma bir fikir geldi. Yine YouTube’da izlediğim videolardan birinde öğrenmek için öğret diyordu. Az önce hazırladığım bilgi kartlarını aldım elime ve onlara çalıştığım konuları anlatmaya başladım. Başlarda çok başarılı olduğumu söyleyemem. Ama fark ettim ki bu çaba, benim daha iyi öğrenmeme sebep oluyordu. Beşinci adımım öğrendiklerimi öğretmek oldu.

    Şimdi önümde aşmam gereken bir dağ vardı. Bu yükseklikteki bir dağa tırmanabilmek için iyi bir kondisyon gerekir. Bol bol egzersiz yapmak. Vücudu ve beyni o engeli aşmak üzere hazırlamak. Sonra da denemeler yapmaya başlamak. İlk denemede belki başaramamak ve bunun da sürecin bir parçası olduğunu kabullenmek. Hatalardan ders çıkarıp ikinci teste başlamak. Yine mi başaramadın? Hemen ümitsizliğe kapılmak yok. Dedik ya iyi bir kondisyon gerekir diye. Bunun için ilk şart sabretmek, azmetmek. Ve bir deneme daha yapmak. Böylesine zorlu bir dağa tırmanmaya çabalamak benim altıncı adımımdı ve bu adımda bol bol pratik yapmanın, hedefe varmadan önce kendini test etmenin önemini anlamış oldum.

    Çok heyecanlıydım. Nihayet aradığım hazineye kavuşacaktım. Güneş batmak üzereydi. Uzaktan çapraz şekilde dikilmiş o iki palmiye ağacını gördüm. Batmakta olan güneşin son ışıkları ağaçların silüetini ortaya çıkarmıştı. Bu şekil bana bir yerlerden tanıdık geliyordu ama nereden? Evet hatırlamıştım. Bu bir çarpı işaretiydi. Bir kaç yıldır her yılbaşında YouTube’da yayınlanan bir videoda yapılan şeylerin ancak her gün yapılırsa etkisini gösterebileceğinden söz ediliyordu. O iş yapıldıktan sonra takvimde o günün üstüne kocaman bir çarpı atılıyordu. Tıpkı bu palmiyelerin silüeti gibi bir çarpı. Daha hazineyi açmadan yedinci adımımı atmıştım bile. Bugün yaptıklarımı her gün yapmalıydım.

    Artık hazine sandığına ulaşmıştım. İçinden ne çıktı biliyor musunuz? Az sonra!.. Yani çok az sonra 🙂 Önce bir yolculuğu hatırlayalım, ondan sonra hikayeyi tamamlayalım. Başarıya ulaşmak için takip edilmesi gereken bir yolu keşfettik biliyorsunuz. Öğrenciyseniz derslerde, sınavlarda başarı. Çalışansanız işinizde başarı. Hemen hemen şu 7 adımda saklı. Böyle masal gibi anlattım ama aslında bilimsel araştırmaların verilerini hikayeleştirmekten başka bir şey yapmadım. Bu 7 adımı oluştururken kullandığım kaynakları web sitemde bulabilirsiniz.

    Önce planlayarak başladık. Zamanımızı planlayarak. Çalışırken siz de öyle yapın. Hatta mümkünse her gün aynı saatlerde çalışın, okuyun, yazın. Bundan asla taviz vermeyin. Unutmayın geminiz her gün aynı saatte kalkıyor, kaçırırsanız adanıza gidemezsiniz. Ada sizin ikinci adımınız. Dış dünyadan soyutlandığınız bir mekan. Belki odanız, belki de çalışma masanız. O adaya gittiğiniz anda tek hedefiniz hazineye ulaşmak olmalı. Hedefinize. O yüzden mekanınızı özenle seçin. Bir deniz feneri gibi ışık tutmalı yaptığınız çalışmalara. Önünüzde belki de yapmanız gereken yığınla iş var. Çözmeniz gereken problemler. Cesur olun. En zoruyla başlayın. Biliyorum acılı olacak. Ama biliyor musunuz, sizi öldürmeyen acı güçlendirir. O yüzden gülün o kurukafaya. Daha önceki bir videoda da bahsettiğim gibi çok çalışmak değil, derin çalışmak asıl mesele… Gerekirse sesli okumalar yapın. Ama en önemlisi o ormandaki ağaçlardan destek alın, kağıtlara yazın. Unutmamak için kendinize küçük bilgi kartları hazırlayın. Not tutun. Sonra aynı hedefe giden başka kişilerle buluşun ve öğrendiklerinizi onlara anlatın. Onların öğrendiklerini dinleyin. Aynı kabiledesiniz. Ya öğrenci ya da çalışan kabilesi. Ortak dertleriniz, ortak tutkularınız var. Şu anda bir öğrenci bile olsanız öğretmenlik yapmaya çalışın. Ve tabi bol bol pratik. Sınava girmeden önce kendinizi test edin. Yazılı ya da sözlü sınav olmak zorunda değil. Çalışansanız önemli bir toplantı ve sunum öncesinde bol bol prova yapın. Hata yapmak kaçınılmaz. Herkes hata yapıyor. Önemli olan bunu provanızda ya da çözdüğünüz testler sırasında yapmak. O zorlu zirveyi aşmanın tek yolu bu. Kendinize ayırdığınız bu zaman ve mekan parçasında, en zoruyla başlayıp, notlarla çalışıp, başkalarına öğretip, pratik yaptıktan sonra gidin ve o iki palmiye ağacını çizin takviminize… Bir çarpı koyun. Çünkü o çarpının dibinde gömülü, aradığınız bilgi hazinesi.

    O hazineye kavuştuğunuzda içinden ne çıkacak biliyor musunuz? Yeni bir not. İşte o zaman anlayacaksınız. Başarı haritasında saklı koskoca sekizinci bir adım daha olduğunu. En başa dönünce belirecek o sekizinci adım. Bunun bir zincir olduğunu fark edeceksiniz. Her gün ona yeni bir halka eklemek gerektiğini. O bilgi hazinesinin, sizi zengin edebilmesi yani asıl zenginlik olan bilge yapabilmesi için bu zinciri kırmadan kendi sonsuzluğunuza kadar yazmak ve okumak gerektiğini…"



  • @onuktekin hocam bu adam nasıl bir popülerlik kazandı böyle dünya çapında tanınıyor.


 

Baskent Kariyer