...
Kum tanesinden, bütün bir cam olana dek harlandık.
Yitik kendilerini arayanların sırlarıyla sırlandık.
Yeniden kum olmak yollarına düştük,
Engin kale burcu, yârdan yuvarlandık.
Mavilerin laciverte döndüğü, onun da renginin artık seçilmediği bir kuyu dibi, olsun, göğü gören bir halka ışık huzmesi, toprağın sızdırdığı bir kaç damla su, burnun direğini hırçın bir deprem gibi sarsan o kuru-beyaz çiçeğin kokusu, yaşamın ufak birer emaresi. Anlatacak daha uzun hikayeleri olmalı insanın, bir kaç basit saniyeye sığdırmamalı ve çıkarların temeline oturduğu, izlemenin dâhi mütekabiliyete dayandığı bir sokağa sıkıştırmamalı hayatını. Fazlasına, fazlası söylenir diye korkmamalı ve dillerin parmaklık gibi dizildiği, bakışların gardiyanlık ettiği o mahpusa kendi kendisini sokmamalı. Dağdan süzülen sulara öykünmeli ve özgürlük nedir onların dilinden dinlemeli.
Öykülere bittiği yerden başlanmazdı. Başladığı yerden yeniden okunmadan, hiçbir öykü anlaşılmazdı. O yüzden yaşanan baştan yaşanmalı, yaşatılmamış ne varsa yaşanmadan kalmalıydı. Acının, hasretin, düşlerin ve onlardan arda kalan kırıkların izlerine basa basa, aynı yerinden yarıla yarıla ayaklarım tamamlıyorum döngümü her aynı vakte rastlayan dehrin içinde. İlk yanıtsız kalıştan, son yanıtsız bırakışa kadar bir döngü. Hafta diyor yeryüzü, asra mukabil oysa göğün bu değişen rengi. Suların ak olanından, kararmışlarına yürümüş olan bir seyyah, üzerinde düşten bir pelerin, ağzında aynı melodiye doğurgan, her döngüde yenilerini doğuran bir ıslık. Nasip arayışında gözünü tavana çakmışken, sebeplerden sebep beğendirilen karanlık bir galeri olmuş bu gecelerde, baştan yaşıyoruz her şeyi, benden içre, senden bi-haber. Neleri kaybettik içimizde ağır bir ırmak gibi akan kanla beraber ve nasıl dışına itiverdi bizi her şeyin, kurşunsuz bir esaret silahının çizdiği o çember.
Yeniden kuma dönüşürken sırlarımı gömdüğüm bir çöle döndü içim. İçim, içimde vahalar üretiyor kendi yangınından. Nereye baksa gözlerim, hep aynı silüeti buluyor, sonunda kentin olduğunu sandığı sonsuz uzanan yolda. Mavi ya da yeşil birer serap, seraba uzanan eller harab bu yolculukta.
Bir bulutun ağır ağır oluşmasını seyrediyorum içimden buharlaştıkça güzel anlar. Yakalayabildiğim anılardan bir anıt yapıyorum göğüs kafesimde. Elimden kaçırdıklarım buluta katılıyor buğulanarak. Bekliyorum yeniden bana dönmelerini başımı kaldırıp göğe.
ve başlıyor birden
bir kırılgan yıldırım,
bir gürültü kopuyor göğün göğsünden,
alnıma dökülüyor mutluluk
gözyaşların yeniden.
damla damla alnımın ortasında
kadim bir kitabe gibi yazgım
yazılıyor sanki baştan,
yine senin elinden.
...
https://www.youtube.com/watch?v=G01pamct5yo
https://www.youtube.com/watch?v=i3Sm-Fw_Xno