...
Hep merak ederim ne istersin benden? Sorarım sana, ona ve kendime. Yine midem tuttu mesela, yüzümün ekşimesi ondan. Başım yine zonkluyor. Yine duman altı odam. Dolapta yine unutulmuş bir şeyler var ve yine yarıdan biraz fazlası kesilmiş, ne yarım kalmış ne de tükenmiş bir ekmek kaderine terk edilmiş halde. Köfteye ufalanmak mıdır kaderi? Yoksa ısıtılmak mı bir kahvaltı sofrasına bilinmez. Çay soğumuş, tırnaklar kemirilmiş. Bıyıklar düzeltilmeyeli çok olmuş yine. Yasal sınırların dışında kapamış dudağımı. Kelimelerimi saklarcasına parmaklık olmuş ağzımın ortasına. Gözlerim yine çökmüş, yine sandalyede kestirilmiş, yatak ne içine girilmiş ne düzeltilmiş. Gözlük kir içinde, zaten buğulu görüntü bir de puslu. Güneş de girmemiş doktor da evime.
Tek bir yanıt. Beni ben eden ne varsa, geleceğe, hayata dair, insana ve insana dair bildiğim ne varsa, onlar için çocuk. Çünkü biz, güzel bir gelecek isteriz dünya için. Senin için ve bizim için. Çocukları kış gelmeden evine gitsin, yolları güzel temizlensin isteriz yurdumuzun. Emeğinin ekmeğini yollarda arayanlar iki belediye serserisince edilmesin ekmeğinden isteriz. Adalet isteriz mesela, adil olunsun isteriz iyilere de kötülere de. Geceler güzellikleri örtse de pisliği gizlemesin isteriz. Evlatlarımızın damarlarında dolaşan zehri, fuhşiyatı ve zalimliği meşru kılamasın karanlıklar. Ve biz güneş doğmadan doğanlar, biraz serseri, çok kavgacı, umudu daim adamlar, seni yanımızda isteriz. Bunu biliyorsun çocuk.
Bu kavga sen olmadan edilemez.
Edilmesi teklif dâhi edilemez.
...